Kayıtlar

Ekim, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Uluslararası Birinci Türk Mutfak Kültürü Sempozyumu Ardından

14,15 Ekim 2010 tarihlerinde sempozyumun bu yılki teması olan “Osmanlı Mutfak Kültürü” merkezinde yerli-yabancı birçok değerli araştırmacı Bilecik’te bir araya geldik. Bilecik Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan bu konuya verdiği önemi yansıtarak yaptığı açılış konuşmasıyla tüm katılımcıları oldukça etkiledi. Ardından iki salonda oturumlara başlandı.
Paralel oturumlarda bir salonu tercih etme zorunluluğu; bu sempozyumda da, katılımcılara diğer salondaki konuşmaları dinleyememe üzüntüsünü yaşattı. Neyse ki basılacak olan bildiriler, okunduktan sonra çağın iletişim kolaylığı sayesinde; e-posta, telefon gibi araçlar ortamında tartışma olanağı bulacaktır.
İki tam gün süren oturumların başlıkları aşağıdaki gibiydi ve her birinin içinde de birbirinden dikkat çekici konular yer aldı:
- Reklam ve Fuarlarda Osmanlı Mutfağı
- Yemeğin Yolculuğu ve Yolculuk Yemekleri
- Osmanlı Coğrafyasında Ortak Tatlar ve Farklılıklar
- Osmanlı Yemek Kültürü ve İktidarın Yansıması Olarak Yemek
- Osmanlı Mutfağı I…

Birinci Türk Mutfak Kültürü Sempozyumu

Bilecik Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ve Türk Tarihçiler Bilgi Platformu’nca organize edilen; “Birinci Türk Mutfak Kültürü Sempozyumu”nun bu yılki ana teması “Osmanlı Mutfak Kültürü”.

Çok güzel bir sempozyum olacağa benziyor. Hep beraber göreceğiz.



İlgililer için sempozyum programı


Ve sempozyumun resmi internet sitesi

Bir kedi açım dedi, tavadan balık, tencereden kaymak hüpledi…

Yıllar yıllar önce rahmetli dedem ve anneannemin, dolayısıyla annemlerin oldukça zeki ve bir o kadar da yaramaz, midesine çok düşkün bir kedileri varmış.


Bu kedi öyle bir kediymiş, öyle bir kediymiş ki; manda* sütü sağılıp, ardından odun ateşinde kaynatılıp soğutulduğunda oluşan beş parmak kalınlığındaki kaymağı yemek için koca tencerenin kapağını açar, kaymağı yer ve evde yaygara geç kopsun diye olsa gerek yine kapağı kaparmış.


Bir başka hünerini de süzme yoğurt aşkına sergilermiş. O zamanlar herkesin evinde fazla fazla bulunan, süt; yoğurt tutturularak saklanırmış. Kullanılamayacak kadar fazla olanları ise bez torbalara koyularak süzülür, daha uzun süre saklanır, kurutularak da kahvaltılık, yemeklik keş yapılırmış. Tabi damak tadı iyi olan bu kedi, süzme esnasında üzerinde koca koca taşlar bulunan torbanın ağzına erişemezmiş. Hemen tırnaklarını bıçak olarak kullanır, bez torbayı bir uçtan öbür uca kesermiş. Ve tabi ki afiyetle yiyebildiği kadar yermiş. Sonuç; kilolarca yoğurdun heba o…